BURHANİYE GÜNLÜKLERİ

BİLEMEM SANA YÜRÜRÜM

Renklerim seninle. Gökkuşağım, ebemkuşağı; yerin altında. Çehrende ben, siyahına ve mavine teslimim, toprak berraklığında. İnadım temkinim en ürkek korkum. İlk adımım, sendeleyişim. Az evvel, dünün tam öncesinde, ertesi olmamışken daha, bisikletinin tekerleri durmadı mı ardımda? Çomağım ben sükunetine dalan. Çeksin beni baktığım mavi toprak. Yitmek var yitip gitmek, yer olmak. O yer, sen ve ben…

SİZ Kİ

Siz ki beyazı burkan Siz ki rengi çalıp yansımasını bırakan Siz, beni benden alıp beni ikiye katlayan Renklerimi çalıp beyazımdan eder bırakmayan Bir deli mavim kaldı geceye çalan Bir deli gönlüm kaldı beni sizden kurtaran Ve son deli nefesim kaldı ömrümü sevdanızda bırakan

BİR SEN

Bir yaprak sallantısı, gök ve yer zelzele Bir yaprak hışırtısı, sur üflendi dört yana . Bir kalp çarpıntısı, bitti ömür Bir kalp durgunluğu, ilk insanın doğumu . Bir pencere aralığı uçsuz bucaksız denizin ufkunda Bir pencere kırığı nefesini üfler fani dünyaya . Bir bakış, doğmamışların kemiklerini yakar Bir bakış ki, evreni yaratıp ölüme atar

TÜM KADEHLER SANA

Kadehimi kaldırdım resmine, boylu boyunca küçüğüm dağların ardında. Omzumun üstünde düştü düşecek bir ipek şal, düştü belki de. Bu gece düşünde tüm kadehlerim resminde. Şanına ve şerefine, bize ve bizsizliğimize, uzaklığımıza ve uzak dağlara; ay düştü masama yüzünün parlaklığına, sensizliğim düştü kadehime. Düşlerin ve düşenlerin güllesinde, ağırlaşan masamda, ne kadehler kalktı bir daha ne ben…

İSKELE

Gazelim kefenimde, ben ki İskele boyunda. Boynumda ay taşım ve yıldızımla, göğsümün mekansız derinliğinde. Sonu gelmez bir doluluk; adı da sen cismi de sen. Kara lekeli kırmızı açan bir kefen, içinde en güzel dizem. Kırılıp dökülüyor sevgili, iskelem. Sen olmayınca rakı bardakları, dolup dolup taşıyor meskeninden.

SİLİNEN AYNALAR

Bir geyiğin başkaldıran dikenleri Ceylanın kör gözleri Serçenin minik ağzında çekirdek kırıkları Lalenin sümbülü Dimağım güz yaprakları dolu Sarardım sevgili Kızıla çaldı gönlüm Bir hamak sallanıyor penceremde Çakralı iplikleri koptu kopacak Bir dağ var betonlarla kirlenmiş Saksı da palmiyeler Bu vahim dünyaya bakıyorum Çarpılmış her şeyi Sana bakıyorum, anlıyorum sevgili Güzelleştiriyorsun baktığım yerleri

EVRENİM SIRTIMDA

Terliklerimi giymeden, çırılçıplak, yürüyorum yolunda. Kum, toprak, çakıl ve asfalt; okyanus ayaklarımın altında. Ay ve güneş kollarımın arasında, evrenim sırtımda. Yolunda yürüyor, sana geliyorum. Özlem, hasret, arzu… Ceplerim ve avuçlarım dolu, dikenler ve engebelerle imkânların ötesinde, evrenim sırtımda. Yolunda yürüyorum. Önümde yalın ayak bir çocuk avaz avaz ağlıyor. Gülüyorum, anlıyorum, ardından yürüyorum. Sana geliyorum.

YANLIŞ YERDE BÜYÜYEN ÇAM

Çamlar görüyorum sevgili, kızıl çamlar. Denizin ortasında büyümüşler. “Olur mu öyle şey?” deme, seni de görüyorum aynı maviliklerde, kızılın sinmiş yüzüme.

YAZ ESİNTİSİ

İnce askılı çiçekler açan bir elbise, sana benzetip dokunamadım, seyrine daldım. Bir tabure çektim. Bir dal tütün, iki ateş çakması, ince askılı çiçekler açan bir elbise; şehrimize uzak, şehrimize yakın, semtinden öte semtimizde, incem çiçeğim, elbisemi giydim bir dal tütün yaktım. Senin seyrini arandım.

ANLA ORMAN

Sevgili anlaşılmazım, anlatamıyorum. Neon tabelalarda yazılanı oval cam bir bardağa bağırıyorum. Defterime sessizim, sana çığırıyorum. Koca çınarlar görüyorum, dudaklarının arasında sözlerini arıyorum. Boş sandalyeler biriktiriyorum, ormanlarını getir sevgili. Rüzgârlarının hışırtısını çözüp çorak bir beklemekte kuru bir anlatılmazlıkla; ormanına aç, ormanına susuz, sana çığırıyorum. Kaybım var, seni arıyorum.