İSTENÇ

Biraz bira biraz kahve içtim bu sabah. Aklım bulanık, bulamadım ne istediğimi. Zaten ne zaman bulsam gider elimden istediklerim. Hem bira içtim hem kahve bu sabah. Aynı anda bir yudumu böldüm, öyle içtim bu sabah.

Aman ha, almayayım istediklerimi, sınanmak pek zordur aldıktan sonra istençlerimizi. “Protect me from what I want” demişti… koruyun siz de beni. Ama gerek de kalmaz zaten alamadım hiç istediklerimi. Durmadan da istedim gerçi, yanlış da anlamayın beni. İsteyecek çok şeyim vardı. Zamanla azalttım tabii. Azaldıkça azaldılar, ben azalttıkça kendimi. Yine de yeterli gelmedi azalttığımda isteklerimi ve kendimi.

Masamda istemediğim kadar çok kitap durur, ben hep masamda olmayan kitapları isterim. Hepsini okurum teker teker, sonra yetmez onlar da okumadıklarımı isterim. Okumadıklarımı okurum, sonra hepsini tekrar tekrar okurum. Hiçbiri yetmez dolanırım bütün kitapçıları, elim kolum dolu döner yine istediğim kadar kitabı olamamış olurum.

Benim bu halim sadece masam ve kitaplarımla sınırlı kalmaz. Ne istediklerimi alabilirim ne isteklerimi bilebilirim. İstediğim hiç olmadı benim. Hem mümkün müdür, istediğini bilmek ya da istediğine sahip olmak?

Bir kahve ister, alırım. Sonra kahvem bitmeden canım bira çeker, birayı alırım. Bir yudum kahve bir yudum bira içerim. İkisini de çok severim. Kahvenin tadıyla biranın tadı çok ayrıdır, ben bu ayrılı isterim. Sonra ağzımda birleşirler, ben yine istediğim ayrılığı yakalayamamış olurum.

Sigaralarım çeşit çeşittir. Bir tekele girer paket alırım, hemen yanındaki tütüncüden arap kağıdı ve filtresiyle tütün alırım kendim sararım, yetmedi bir de hazır sarılmış olanından isterim.

Aklım bulanıktır benim. Ya istediğimi bulup verin ya da ben durmadan aramaya devam edeyim.

Üç tane çakmağım vardır; biri rüzgârda sönmez, öteki rüzgâra dayanmaz, bir diğerinin de kalıbını severim. Yanışları farklıdır, üçünden ikisi ben istediğimde yanmaz. Rüzgarlı havalarda da gazı en cılız olanını kullanırım. İstedikleri gibi yansınlar isterim. Nasıl olsa ben istediğim de olmaz hiçbir şey, çakmaklarım bari istedikleri gibi yansınlar isterim.

Bir yazarım, iki silerim. Ben yazardan çok silerim. Bir orada yazarım bir burada, bir bilgisayarıma yazarım bir kağıtlarıma, hepsinde de silerim ama. Bilgisayarıma binlerce sekme açar hepsine ayrı ayrı yazarım. Anlamadığım uygulamaların içinde gezinir hepsine yazar hepsine silerim. Sıkılınca tuşlardan, kağıtlarıma ve defterime geçerim. Önce defterime yazarım, beğenmem koparırım. Bir nevi sildiğimi sanarım. Sildiğimi düşündüklerimi tekrar yazarım. Silemediğimi anlayınca da alırım elime kopan sayfaları, geçiririm bilgisayarıma. Kopan ve kopmayan tüm kağıtlarıma ve defterimin sayfalarına da türlü renkli kalemlerle tekrar tekrar yazarım. Bazılarını unuturum, silmeyi bile unuturum. Sonra tekrar baktığımda yazdıklarıma, beğenmem, tekrar yazarım. Bir oraya bir buraya… Ama günün sonunda, ben yazardan çok silerim.

Fazlaca okurum, azıcık yazarım. Çokça yazarım, azca okurum.

Of, of, of… yoruldunuz dimi siz de okurken ben de yorulurum hem yazarken hem okurken hem yazmazken hem okumazken… Ama en çok da silerken.

En sonunda da yine en çok ben yorulurum. Ne yazıp ne okuyacağım? Neyi sileceğim ben? Hem nerede oturacağım bütün bunları yaparken: Hep oturduğum barımda mı, evimde hiç çıkmadığım odamda çalışma masamın başında mı, uyumaktan nefret ettiğim rahat yatağımda m? Bin bir türlü olasılık içinde en doğru kelimeyi nasıl okur nasıl yazar nasıl silerim? Hem kulağımda hangi müziğin sesi olduğu da önemlidir. Duruma göre hiç yatmadığım yatağımda ya da oturmaktan bir türlü sıkılmadığım barımda yazarım.

Kahve mi bira mı şarap mı yoksa biraz zahmete girip bardağıma buz koyacak enerjiyi bulduğumda tonikli bir cin içmek mi?

Biri bana söyleyebilir mi? Hangisi daha iyidir?

Ben yine söyleyemem en istediğimi. Olmazdı zaten, istesem de. Olmasın. Olursa, çok yeni bir tecrübe edinirim. En yeni tecrübelerden de kaçınırım. Bilmediğim bir şey olsun istemem.

Benim olasılıklarım benim dünyamın olasılıklarıdır. İstediğimin olmasına alışık değilimdir, dolayısıyla benim dünyamdan değildir. Ben benim dünyama ait olasılıkları değerlendiririm. Olmayıversin istediklerim. Ait değillerse şayet dünyama ve olasılıklarıma.

Saçlarıma da karar veremem. Bir toplarım bir açarım, bir de yarım toplarım, perçemlerim hoşuma gittiğinde onları da öylece bırakırım. Hemen ardından nefret eder, tam bir topuz yaparım, sıkı sıkıya sarsınlar isterim başımı. Başım ağrıdığında da açarım işte saçımı. Arada toka kullanırım arada iki çubuk, ikisi de tutar saçlarımı. Hiç olmadı, kağıda yazmaktan sıkılıp kalemimi kullanırım toplasın en azından saçlarımı, toparlayamadı kelimelerimi. Hepsinden sıkılınca ve hiçbirini istemeyince saçımı silerim, saçımı unuturum, bırakırım dağınık kalırlar tıpkı benim gibi.

Bir üşürüm bir terlerim. Ne giyeceğimi bile bilemem. Sıcakladığımda soğuk akar terim. Günün sıcağında kalın kabanımı giyerim, altına sandaletlerimi çekerim. Günün soğuğunda incecik bir kimonoyla çizmelerimi giyerim.

Sıcağı severim aslında ama hep açıktı odamın camı. Hep soğuktu odam, hep kapalıydı perdelerim.

Çok dururum, durduğum her an için bin kere koşarım.

Tutarsızım ben anlayacağınız.

Bir bot ya da yazılım hatasıyım sanırım. Böyle olduğumu düşündüğümde sistemin içine girer çökertirim. Sistem çöktüğünde yine bir şekilde kendimi bulurum, bot ya da yazılım hatası olmadığıma anlık olarak sevinir, sonra neden değilim diye hüzünlenir hicap duyarım.

Aklım bulanıktır benim. İstediğimi bilmem. Bildiğimde de hiç olmazlar zaten. Boş verin olmasınlar, olduklarında çok yeni bir tecrübe edinirim, tüm tecrübelerimi sever en yenilerinden çokça korkarım.

Bir Cevap Yazın