ATEŞ

Bir durmak hali bende, birse de iki ettim durmalarımı. Beklemek mi lazım gidenleri? Yoksa, durmak mı lazım çoğul yalnızlığımızda? Durmadan yanmak lazım belki de tekleşen odunluğumuzda. Yanamayız ama tekleşmiş odunlarımızla. Bir, daha, lazımdır yanmak için harlarımızda. Ötekimizi alalım şimdi kucaklarımıza, yanmak için her durduğumuzda. Öylece durmaktansa yanmayı isterdi; odunlar ve ağaçları. Ağaçlar var ederdi oksijeni yansın diye odunları. Neşesi vardır yanmakların. Yanıp tutuşanların tapmakları vardır, tapınaklarını yakarlar ve öyle yanıp tutuşurlar. Neşeli yanar neşeleriyle yakarlar. Tapınakların neşesizliğini yakıp coşkuyla yanarlar.

Yanmalarımı değdiremem sana. Değ-iş-meyelim seninle, ne senin ateşin karışsın bana ne benim dumanım sana, değ-iş-meyelim yanan sönük küllere. Harlanmayalım kendi yanışlarımızda. Harlamayalım yanışlarımızı yangınlarımızda. Bolca nefes var yananlarda. Her nefeslerinde harlarlar ateşlerini: Sık sık alırlar nefeslerini, sık sık harlanır ateşleri. Aldım odunları yaktım çıraları. Su tuttum çıraların çarklarına. Tutuşamadım seninle bir kere daha. Almasın kimse hak etmediği nefesi. Boğulmadınız mı hala tutunduğunuz dumanlarda?

Tüttürdüğüm dumanda, her nefesimde yazardım kısacık adını, kesilmemiş ağaçların sayfalarına.

Görmedin mi beni? Yanıyorum zengin evlerin şöminelerinde, yanıyorum fakir kampların ateşlerinde. Birinde çırayım birinde kömür. Yanıyorum ama her nefes bulduğum yerde. Yakıldım çoktan fakir ellerde. Sen harlanıp durdun zengin ama hoyrat yerlerde. Birlikte yandık, farklı ellerde. Benden önce yakmışsın yakabildiklerini. Bulamadım tütecek yerimi. Tüttürdüm tütünlerimi…

Marsık odun seni. Marsık seni. Yaktın tümden çıralarımı, yaktın kemiklerimi.

Yaktım her şeyi, en başta kendimi, bir yetmezdi yanmak için, iki ettim kendimi. Ben yarımdım, bir buçuk sen ekledim. Bir bile yetmezken yanmaya, buçuk halimle yakmaya çalıştım kendimi. Hemen yitip gitmeyeyim diye, ekledim seni kendime.

Bir Cevap Yazın