Sıkış tıkıştım. Sanki bir dolmuşun taşmışındaydım. Kendime sığamıyordum, dolmuşlardan da nefret ediyordum. ‘Doluyum’, söylemi yetersizdi; dahası vardı, fazlası vardı, çoğu vardı.
Sıkışmıştım, kendimi sıkıp suyumu çıkartmalıydım. Tıkışmıştım, tıkanmıştım; tıkanıklığıma bir tuz ruhu döküp açmalıydım.
Açılmalı, çıkmalı ve inmeliydim; bir dolmuşun taşmışındaydım. dolmuşu boşaltamazdım, kendimden çıkmalıydım.
Ne yapıp ne edip bu dolmuştan inmeliydim. Biraz eksik kalmalıydım, eksik kalabildiğim kadar eksilmeli, eksiye düşmeliydim. Çok artmıştım, bütün artılarımı toplayıp bir sürü eksiyle eksilmeliydim. Kendimi kendime bölüp kalanı yine kendimden düşürmeliydim. Tüm artıklarımı toplamalı ve bu toplamdan kendimi çıkartmalıydım.
Çok fazlaydım, fazlalıklarımdan kurtulmalıydım. Fazlaca fazlaydım, çoklarını ve fazlalarını alıp azlar ve eksiklerle yer değiştirmeliydim.
Her türlü dolmuş ve taşmıştan inmeliydim.
Dardaydım, daralmıştım. Darda değil ufalmışlıkta olmak isterdim. Küçülmek, küçücük kalmak isterdim.
Ben dolmuştum. Ben bu dolmuştan inmeliydim.